Gayrimenkul sektörü denince herkesin akıllarına ilk gelen şey yaz aylarının o meşhur hareketliliği ya da ilkbahar pazarının yoğunluğudur. Piyasaların "durgun" ya da yatay seyrettiği bu dönemlerde ise çoğunlukla bekle-gör politikası izlenir. Peki, akıllı yatırımcılar ve mülk sahibi olmak isteyenler bu dönemi neden büyük bir avantaja çeviriyor?
Gelin, kalabalıkların arkasından gitmek yerine, durgun piyasanın sunduğu o kritik avantajları ve mülk sahibi olma zamanlamasının matematiksel sırrını birlikte inceleyelim.
Piyasalar hareketliyken, yani herkes ev ararken satıcılar ellerindeki mülkün "kral" olduğunu düşünür. Fiyat kırmazlar, pazarlığa mesafeli yaklaşırlar. Ancak piyasanın sakin veya durgun olduğu dönemlerde tablo tamamen değişir:
Yaz döneminde ya da piyasanın dorukta olduğu anlarda, beğendiğiniz bir eve aynı anda 3-5 kişi talip olabilir. Bu durum hem karar mekanizmanızı baskılar hem de gayrimenkul fiyatlarının suni olarak yukarı tırmanmasına neden olur.
Piyasalar durgunken fiyatlar yatay seyreder veya enflasyonun bir miktar gerisinde kalır. Ancak ekonomik dengeler değiştiğinde, faiz oranlarında bir esneme sinyali geldiğinde veya yeni bir imar/gelişim haberi düştüğünde o durgun fiyatlar aniden patlama yapar.
Piyasaların kalabalık olduğu dönemlerde nakliye firmasından tutun da evinize sokacağınız boyacıya, marangoza kadar hiçbir profesyonelden zamanında hizmet alamazsınız. Fiyatlar da şişiktir.
Gayrimenkulde kazanmak, doğru zamanda "doğru masaya" oturmaktan geçer. Herkesin sessizliğe gömüldüğü bu dönemi bir durgunluk olarak değil, rekabetin olmadığı bir fırsat tüneli olarak okuyanlar, yarının kazananları olacaktır.
Aradığınız o nokta atışı fırsatları ve bölgesel analizleri kaçırmamak için portföyümüzü incelemeye hemen başlayın.